İsfirâr-ı şems Vakti

Güneşin ön [alt] kenârının zâhirî üfuk hattına bir mızrak boyu yaklaştığı, ya’nî merkezinin hakîkî üfukdan 5 derece irtifâ’da olduğu vakte, (İsfirâr Vakti) veyâ (İsfirâr-ı şems Vakti) denir.

İkindi vakti isfirâr vaktine kadardır. İkindi nemâzını güneş sarardıkdan sonra, ya’nî alt [ön] kenârı zâhirî üfuk hattına bir mızrak boyu yaklaşıncaya kadar gecikdirmek harâmdır. Bu vakt, üç kerâhet vaktinin üçüncüsüdür. Fekat ikindi nemâzı bu vakte kalmışsa, mutlaka farzı kılınmalı ve kazaya bırakılmamalıdır.

Üzerindeki gölge ve ziyâlı (aydınlık) kısmları, isfirâr zemânında, çıplak gözle tefrîk (fark) edilemiyecek uzaklıkdaki tepe, o mahallin tepesi değildir. Güneşin batmasındaki kerâhet zemânı, tozsuz, dumansız, berrak bir havada, ziyânın (ışığın) geldiği yerlerin veyâ kendisinin bakacak kadar sararmağa başladığı vaktden batıncaya kadar olan zemân demekdir. Bu zemâna, (İsfirâr-ı şems) zemânı da denir. Bu zemânın mikdârı, İstanbul gibi arzı 41 derece olan mahaller için, 37 dakîka ile 42 dakîka arasında değişmekdedir. Ortalama olarak 40 dakîkadır. Bu zemânın evvel vaktine (İsfirâr-ı şems) veyâ (Kerâhet vakti) denir. Güneş batarken, yalnız o günün ikindisi kılınır. Fekat, ikindiyi isfirâr vaktine gecikdirmek tahrîmen mekrûhdur. Vakt çıkmadan, hanefîde iftitâh tekbîri alınca, mâlikîde ve şâfi’îde ise, bir rek’at kılınca, nemâzı vaktinde kılmış olur. İkindiyi kılarken güneş batarsa, bu nemâz sahîh olur. İşrak vaktleri hesâb edilirken, ihtiyât olarak, Temkin zemânı kadar sonraya alınmış, isfirâr vaktleri değişdirilmemişdir. Ezânî veyâ mahallî veyâ müşterek vasatî zemânlara göre tulû’ vakti ile gurûb vakti toplamından, takvîmde yazılı olan işrak vaktinin temkin noksanı çıkarılınca da, İsfirâr-ı şems vakti olur.

Güneşin batmasındaki kerâhet zemânının son vakti, gurûb (batma) vaktidir. Tahtâvî, (Merâkıl-felâh) hâşiyesinde diyor ki, (Şemsin (güneşin) gurûb etmesi, üst kenârının üfk-ı zâhirî hattından gayb olduğunu görmek demekdir. Üfk-ı hakîkîden gayb olması değildir). Güneşin üfk-ı zâhirî hattından batması, üfk-ı sathîden gurûb etmesi demekdir. İkindiyi kılamayan, akşamı kıldıktan ve orucunu bozdukdan sonra, tayyâre ile garb (batı) tarafına giderek, güneşi görse, ikindiyi edâ ve güneş batınca akşamı i’âde ve bayramdan sonra orucunu kazâ eder. Tepeler, binalar ve bulutlar sebebiyle zâhirî gurûb görülemeyen yerlerde, gurûb vaktinin şarktaki tepelerin kararmasıyla anlaşılacağı hadîs-i şerîfte bildirilmiştir. Yani, gurûbu göremeyenler için gurûb, şark (doğu) tarafındaki tepelerin kararmasıdır. O mahallin en yüksek yerinde bulunanların gördükleri zâhirî gurûbdur. Yani, şer’î üfukdan olan gurûbdur. Gurûbu göremeyenler için (Şer’i gurûb) vaktinin mu’teber olduğu, (Mecma’ul-enhür) ve şâfi’î (El-envâr li-a’mâlil ebrâr) kitâblarında da bildirilmekte olup, hesâb ile bulunur.