Untitled Document

SOHBET............... RE­SÛ­LUL­LA­HIN ÂDET­LE­Rİ (2)

9- Hep dü­şün­ce­li, üzün­tü­lü gö­rü­nür, az söy­ler­di. Ko­nuş­ma­ya te­bes­süm ede­rek baş­lar­dı. Lü­zum­suz ve fay­da­sız bir­şey söy­le­mez­di.
Lâ­zım olun­ca, fay­da­lı ve mâ­nâ­sı açık ola­rak söy­ler­di. İyi an­la­şıl­ma­sı için bâzen üç de­fa tek­rar eder­di.
10- Mi­sa­fir­le­ri­ne, es­hâ­bı­na hiz­met eder, (Bir kav­min efen­di­si, en üs­tü­nü, on­la­ra hiz­met eden­dir.) bu­yu­rur­du.
11- Kim­se­nin ayı­bı­nı yü­zü­ne vur­maz­dı. Kim­se­den şi­kâ­yet et­mez, ar­ka­sın­dan söy­le­mez­di. Bir kim­se­nin sö­zü­nü ve­ya işi­ni be­ğen­me­di­ği za­man, (Ba­zı kim­se­ler, aca­ba ne­den şöy­le ya­pı­yor­lar.) der­di.
12- Çok cö­mert idi. Yüz­ler­ce de­ve ve ko­yun ba­ğış­lar, ken­di­si­ne bir­şey bı­rak­maz­dı. Ni­ce ka­tı kalp­li kâ­fir­ler, bu ih­san­la­rı­nı gö­re­rek îmâna gel­miş­ler­di. Ken­di­sin­den bir­şey is­ten­di­ğin­de, yok de­di­ği hiç işi­til­me­di. Var ise ve­rir, yok ise, sü­kût eder­di.
13- Al­la­hü te­â­lâ, (İs­te, ve­re­yim!) bu­yur­muş­ken, dün­ya ser­ve­ti­ni is­te­me­di. Elen­miş buğ­day unu ek­me­ği­ni hiç ye­me­di. Hep elen­me­miş ar­pa unu ek­me­ği yer­di.
Do­yun­ca­ya ka­dar ye­di­ği hiç gö­rül­me­di. Ek­me­ği ka­tık­sız ola­rak ve­ya hur­ma ile, sir­ke ile, mey­ve ile, çor­ba ile ve­ya zey­tin­ya­ğı­na ba­tı­rıp yer­di.
14- Bir ye­me­ği be­ğen­me­di­ği işi­til­me­di. İk­ram edi­le­ni yer­di.
15- Eve ge­lin­ce, (Yi­ye­cek var mı?) der, yok de­nir­se, oruç tu­tar­dı.

NÜKTE  .................   ÖR­NEK NA­MAZ

Bi­ri­si Hâ­tim-i Es­âm haz­ret­le­ri­ne bir­gün şöy­le sor­du­lar:
“Na­sıl na­maz kı­lar­sın?”
O da şöy­le bu­yur­du:
“Na­maz vak­ti ge­lin­ce te­miz bir kalp ile ni­yet ede­rek ab­dest alı­rım. Ab­dest uzuv­la­rı­mı yı­kar, kal­ben de tev­be ede­rim. Son­ra câ­mi­ye gi­de­rim. Mes­cid-i Harâm-ı ve Kâ­be’yi gö­zü­mün önü­ne ge­ti­rir, Ma­kam-ı İb­ra­him’i iki kaş ara­sın­da tu­tar, Cen­net’i sa­ğım­da, Ce­hen­nem’i so­lum­da, Sı­rat Köp­rü­sü’nü ayak­la­rı­mın al­tın­da, Az­râ­il aley­his­se­lâ­mı ar­kam­da dü­şü­nür, kal­bi­mi Al­la­hü te­âlâ­ya ıs­mar­lar, son­ra tâ­zim­le “Al­la­hü ek­ber” der, hür­met­le kı­yam, hey­bet­le kı­ra­at, teva­zuy­la rü­kû, ta­zar­rû ile (ken­di­ni al­çal­ta­rak) sec­de, hilm ile cü­lûs (te­hiy­yat­ta­ki otu­ruş), şü­kür­le se­lâ­mı ye­ri­ne ge­ti­ri­rim.”



Erkek: Hüseyin - Kız: Bedia - Yemek: Un çorbası, İçli köfte, Çoban salatası.



Featured Image 01