Untitled Document

TARİH........ SAVULUN İTTİHATÇILAR GELİYOR (1)

... Geçen hafta (6 kişilik bir toplantı için) “Üçüncü Jöntürk Kongresi”ne benzetmiştim. Toplantının dışarıda faaliyet gösteren ve Türkiye’ye yeni ve özgürlükçü bir rejim getirecekleri iddiasında bulunan Jöntürk gruplarının 1902 ile 1907’de Paris’te yaptıkları iki kongrenin devamı gibi göründüğünü yazmış ama var olduğu söylenen sıkıntılara karşı bir çözüm sunulmadığını, muhalefete; “Abdülhamid gitsin de, gerisini sonra düşünürüz.” havasının hâkim olduğunu hatırlatmış(tım.) İktidara gelmeden önce herkese; “Canım, gülüm, cicim!..” diye yaklaşan o devrin muhalefeti gücü ele geçirince bir anda; “Ali kıran başkesen.” olmuş, en başta gazetecileri ve derken bütün milleti inim inim inletmişti...
O günlerde yaşananları kısaca anlatayım:
Muhalefetin iktidarına son vermek istedikleri Sultan Abdülhamid, 1878’de kapatmış olduğu Meclis’i içeriden ve dışarıdan gelen baskıların neticesinde 1908’in 24 Temmuz’unda yeniden açmaya mecbur oldu ve bu karar tarihlerimize; “İkinci Meşrutiyet” yahut “Hürriyet’in ilânı” olarak geçti. Siyasi sürgünler affedildi, sansür kalktı, dernek-parti kurmak serbest hâle geldi. Türkiye, Hürriyet’in ilânından Meclis’in yeniden açıldığı 17 Aralık’a kadar geçen 5 ay içerisinde o güne kadar hiç yaşamadığı daha sonra da yaşanmayan bir serbestlik havasına girdi. Hemen her gün yeni birkaç gazete yahut dergi çıkıyor, alışılmadık kitaplar yayınlanıyor, parti üstüne parti kuruluyor, her köşede ayrı bir fikir kulübü doğuyordu. İmparatorluğu teşkil eden milletlerin Meclis’te; “Osmanlılık” şemsiyesi altında toplanacağı hayal ediliyordu ama hayal boş çıktı.
1908’in 17 Aralık’ında açılan Meclis’teki milletvekillerinin 142’si Türk, buna karşılık 60’ı Arap, 23’ü Rum, 25’i Arnavut, 12’si Ermeni, 3’ü Sırp, 4’ü Bulgar, 5’i Yahudi ve 1’i de Ulah idi. Türk milletvekilleri, azınlık temsilcilerinden sadece 9 kişi fazla idiler...
Hürriyet’in ilânıyla sınırsız bir fikir hürriyetinin geldiği zannedilince gazeteler ve politikacılar etik kuralları bir tarafa bırakıp akıllarına geleni yazıp söylediler, işin içine dinî ve millî duygular da karışınca “Osmanlı üst kimliği” unutuldu ve azınlıklara verilen haklar bağımsızlık hayâline dönüştü. Meclis’teki bir Rum milletvekili “Osmanlı Bankası ne kadar Osmanlı ise, ben de o kadar Osmanlıyım.” diyebiliyor, azınlığa mensup milletvekilleri kendi milliyetçiliklerine soyunuyor, siyasi partiler de birbirlerini yemeye çalışıyordu.     (Devamı yarın)



Erkek: Hasip - Kız: Hasibe - Yemek: Sebze çorbası, Yaprak sarması, Yoğurt.

Featured Image 01